GEYVE-FM FORUM

eğlencenin ve paylasimin tek adresi geyvefm forum u secitiginiz icin tesekkur ederiz radyomuza giris yapabilmek için aşagidaki CANLI RADYO yazisina tiklamaniz yeterli

GEYVE FM FORUM SAYFAMIZA HOSGELDINIZ HEPINIZE IYI EGLENCELER DILERIZ

    OSMALI DÖNEMİNDE GEYVE

    Paylaş
    avatar
    sila[geyveli]
    Admin

    Mesaj Sayısı : 75
    Kayıt tarihi : 16/06/09
    Yaş : 41
    Nerden : sakarya

    OSMALI DÖNEMİNDE GEYVE

    Mesaj  sila[geyveli] Bir Salı Ocak 25, 2011 10:03 am

    OSMANLI DÖNEMİNDE GEYVE


    Türklerin Osmanlı Devletini kurmak için kendilerine gereken güçleri nereden bulduklarını iyi idrak edebilmek için Mehmed Fuad Köprülü'nün bilgilerinden istifade etmek gerekir. Osmanlı Devletinin kurulma aşamasının yaşandığı dönemde Anadolu da ki uç beylikleri uygar yaşamın kaynağı olan ve Türk-İslam dünyasının her yanından gelen Selçuklu ve İlhami (2) unsurları ile güç kazanmıştır. Ayrıca Osman Gazi'nin arkadaşları arasında Alp adında bir şahsın oluşu da ilgi çekicidir. Salt büyük kentlerde ve burjuvalar içerisinde değil köylerde de özellikle Ahi örgütünün Anadolu'daki etkinliklerinin devletin kurulmasında büyük rolü olduğu söylenebilir. Osman Gazi'nin kayın babası Şeyh Edebali ve silah arkadaşlarının çoğu Ahi teşkilatındır. Osmanlı Devleti'nin vücud ettiği coğrafi bölgenin bölgemize olan yakınlığı bu kuruluşun bölgede ki etkinliğinin iyi idrak edilmesi gereğini mecbur kılmaktadır. Ahi kelimesi Divan-ı Lügat-ı Türk'te eli açık, cömert manasında "akı" ile ifade edilmiştir. Ahilik XIII yy'dan XIX yy'a kadar Anadolu'daki esnaf, sanatkar ve meslek sahipleri birliklerine verilen addır. Arapça'da "kardeşim" demektir. Ahilik, Anadolu Türküne alın teri ile geçinme, başı dik kendine güvençli ve minnetsiz yaşama yeteneği kazandırmış ve bu ruhu aşılamıştır. Osmanlı ordusu içinde, onlarla düşmana karşı omuz omuza dövüşen gönüllü yardımcı birlikler arasında Ahi zaviyelerinde, ulusal duygu ve askeri talimlerle yetiştirilmiş olan ahi birlikleride "Ahiyan-ı Rum"(3) diye anılmaktadır. Bu gönüllü birlikler arasında "Gaziyan-ı Rum" (4), "Baciyan-ı Rum" (5), "Abdalan-ı Rum" (6) adlı birlikler vardır. Orhan Gazinin, I. Murad'ın, Hacı Bektaşi Veli'nin Ahi oluşu bu kurumun Osmanlı kuruluşunda ki önemini ifade etmemize yardımcı olmaktadır. Osmanlı'nın kuruluşunda ahilerin rolü tartışmasız bir gerçektir. İbn Battuta bilhassa Anadolu'nun belli başlı merkezlerinde; Geyve, Antalya, Burdur, Gölpazarı, Ladik, Milas, Erzurum, Tire...vs. gibi belli başlı merkezlerde Ahiya'tü'l-Fityan adını verdiği bu zümrenin zaviyelerinden bahsetmektedir. Bu bölge de Osmanlı Beyliğine gelişme imkanı sağlayan pek çok iç amil yanında asıl neden Bizans İmparatorluğunda meydana gelen köklü değişmeler ve içinde bulunduğu durumdur. Çağdaş kaynaklardaki bilgilere göre; Sakarya ırmağı üzerindeki Bizans sınırından Kastamonu'ya kadar olan bölgeye Çobanoğulları Emirliği hakimdir. Moğol hakimiyetinden kurtulan Çobanoğlu Mahmud Bey Bizans topraklarına yapılan akınların idaresini kardeşi Ali'ye bırakmış, o da devletin sınırlarını Sakarya nehrinin öbür tarafına kadar ulaştırmıştır. Böylece bölge Çobanoğullarına geçmiştir. Selçukluların bölgeye yerleşmeleri üzerine Bizans-Selçuklu sınırı Sakarya nehri olmuştur. Bu bağlamda sınır güvenliğinin sağlanması için pek çok kale inşa edilmiştir. Geyve Boğazındaki geçidi tutan Çoban Kale, Adliye Köyü güneyinde yer alan Adliye Kalesi, Pamukova'da ki Paşalar Kalesi ve Mekece kaleleri inşa edilmiştir. Aşık Paşazade Tarihinin 20. babında Geyve, Mekece ve Akhisar'ın (Cool Osmanlı Devleti tarafından alınışı anlatılmaktadır. "Osman Gazi yanında yer alan gazilerle Mekece'ye varmış, Mekece savaşmadan teslim olunca Mekece Tekfuru ile Akhisara gelmiştir. Akhisar Tekfuru direniş gösterince savaşılmak suretiyle alınmıştır. Birkaç gün yürüyen Osmanlı kuvvetleri geriye dönerek Geyve'ye gelmişlerdir. Boş buldukları kaleyi ele geçiren kuvvetler kale komutanı ve kuvvetlerini Koru (Kurd) deresinde basarak Geyve'yi Osmanlı topraklarına katmışlardır." Hadi Fezleke-i Tarihi Osmani adlı eserinde bölgenin alınışını anlatmaktadır. H. 700'de,"Osman Gazi bu sene-i ibtidasında Karaca Hisarda kendi adına hutbe okutup halkın mesalihini görmek için kadı nasb etti. Pay-i tahtın müceddeden imar eylediği Yenişehre nakl ile tebasına Osmanlı dimeğe başlandı. Ol zaman Taraklı ve Geyve ve Mudurnu semtini urub İnegöl ve Yarhisar ve Koyun Hisarı kalelerini Rumlardan aldı." 1313 'de Osman Bey'in sadık dostu Harmankaya hakimi Köse Mihal Bey müslüman olmuştur. Aşık Paşazade tarihinde belirtildiği üzere "Beraberce Geyve, Akhisar, Lefke, Mekece, Gölpazarı tarafındaki Leblebici kalelerini" almışlardır. Gibbons ve Hammer bölgenin Osmanlılara geçişleri 1308 olarak belirtmektedir. Bölgenin fethi mühimdir. Çünkü Gibbons buranın Sakarya'nın İzmit arkasındaki ovaya girdiği yeri muhafaza eder konuma sahip olduğunu belirtir. Daha öncede belirdiğimiz gibi Osman Bey ve fütuhatını devam ettiren oğulları için, Bizans'ın içinde bulunduğu durum bölgeye hakim olmalarında asıl unsurlardandır. Sonrasında İzmit'in alınmasında Osmanlı askerlerini toplayan Orhan Gazi kuvvetleriyle Geyve'ye inmiş ve buradan hareketle İzmit'e geçmiştir.
    Osmanlı Devleti zamanında Geyve'de vuku bulmuş hadiselere tesadüf etmekteyiz. Anadolu'da yersiz-yurtsuz bir sınıf, devrin ifadesiyle "Gurbet taifesi" veya "Levendat" doğmaya başladı. Devlet bu grublardan sınırların güvenliği ve savaşlarda istifade etmiştir. Fakat duraklama döneminde savaşların durması bu topluluğun işsiz kalması Anadolu'da serseri bir gücün oluşmasına meydan hazırladı. Bu grubun bir kısmı eğitimin parasız olması ve karın doyurmak bahanesiyle Medreseler, İmaret ve Tekkelere doluşmaya başladılar. XVI. yüzyıl ortalarına gelindiğinde Anadolu'da irili- ufaklı tüm medreselerde "Suhte" (9) adını alan topluluklar oluştu. XVI. yüzyıl da meydana gelen suhteler ayaklanması Geyve bölgesinde yaşanmıştır. Suhtelerin soygun ve baskınlarından bölge ahalisi yılmıştır. Suhteler bölgede ki köyleri basmış, halkın can, mal ve namusuna tecavüz etmişlerdir. Yöre muhafızı olan Hatvan sancak beyi Mehmed'e gönderilen mektubta geçitlerin korunmasına büyük özen gösterilmesi, suhtelere karşı reayanında yardımı alınarak engel olunması isteniyordu. 1573'de Devlet yine Kadılara gönderdiği buyrukla Suhtelerin Yeniçeriler, İl erleri ve Sipahilerce izlenip yakalanmasını istemiştir. Bu yılda Geyve'de büyük karışıklar yaşanmıştır. Geyve Kadısının verdiği rapora göre; kasaba suhteleri mahkemeyi basarak 3-4 kişiyi öldürmüşler, İl erlerinin yetişmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Fakat bu yenilgiyi hazmedemeyen 50 kadar suhte aralarında anlaşıp, kendilerine karşı olan kişileri deftere yazıp, aralarıda kadının da bulunduğu bu kişilerden öc alacaklarını ilan etmişlerdir. Geyve ahalisi büyük bir suhte ayaklanmasından korkarak 50 kadar adam toplayıp bunların silahlandırılması için kadıdan izin istemişlerdir. Fakat devlet halkın talebine olumlu yaklaşmamış ve suhtelerin devletin silahlı güçleri vasıtasıyla izlenip cezalandırılmasını istemiştir. Suhteler ayaklanması ile ilgili 1569'da Geyve ve Bilecik kadılarına gönderilen mektupta; halktan bazı kişilerin suhtelere yardım ettikleri belirtilmiştir. Devletin suhteleri dize getirememe nedeni olarak bu gösterilmiştir. Bu arada bazı devlet adamları da bu soyguna iştirak etmekteydi.

    Bir diğer hadise 1640'da Sakarya nehrinin taşmasıdır. Evliya Çelebi'nin eserinde belirtiği üzere "Büyük bir şehir olan Geyve, Sultan Murad (IV.) Han zamanında nehrin taşması üzerine harab olmuş, sonra tekrar mamur olmuştur. Geyve ahalisinden bir kısmı bu felaketi müteakip yerlerini terk ederek bugünkü Karaçam bölgesine yerleşmişlerdir. Evliya Çelebi'nin Geyve ile ilgili verdiği malumatlardan Geyve'nin; "300 evli, bir camili, bir hamamlı, üç hanlı, yedi çocuk mektebli, evleri tahta ve kiremit ile örtülü, Sakarya nehrinden bir ok menzili uzaklıkta, muazzam bir han ve han etrafında yirmi dükkandan mürekkep olduğunu, 1312'de Osman Gazi tarafından feth edilmiş, 150 akçelik bir şerif kaza" olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca Sakarya nehri boyunca Ağaç Denizi (10) denilen ormandan yoluna devam eden Çelebi; "Buranın, içinde şehir adamı olmayan insanların kaybolacağı, vahşi canavarların kol gezdiği, defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinin kokusundan insanın hoş duygular tattığı, güneşin asla görülmediğini " belirtmiştir. Evliya Çelebi'nin anlattıklarını destekler mahiyette XVI. yy'dan itibaren Osmanlı Donanmasının kereste ihtiyacının Geyve ve çevresinden karşılanmış olduğu belgelerle sabit olup Dahiliye Nezaretinin kayıtlarında sıkça rastlanan bir husustur. Geyve'de; "sipahi kethüda yeri, yeniçeri serdarı, evkaf mütevellisi vardır. Hazret-i Buhran ziyaretide buradadır. Hazret-i Buhran buraya Osmancıkla gelmiş ve burada defn edilmiştir." XVI. yy'da bölgede bir takım ayaklanmalar görülmüştür. Kanuni'nin oğulları Selim ve Bayezid arasında taht kavgaları olurken, Selim tarafını tutan kapıkulları ile Bayezid tarafını tutan Tımarlı Sipahiler arasında kanlı çatışmalar olmuştur. Marmara bılgesinde ki en karışık bölgeler ise İznik-Adapazarı - Bolu çizgisinin iki yakasına düşen Geyve - Taraklı- Akyazı- Göynük- Alaca ve Düzce çevreleridir. İstanbul 'dan doğuya uzanan en önemli yolun geçtiği bu yerlerde yollar kesiliyor, hükümet postaları sık sık baskına uğruyor ve bu yüzden pek çok kan dökülüyordu. Bu yüzden Sancak Beyleri muhafız olarak bölgeye atanmıştır. Bu olayın sonuçlarına malik değiliz ama devleti uzun süre rahatsız ettiği, bölgedeki asayiş ve huzuru bozduğu da bir gerçektir. Geyve de tesadüf ettiğimiz bazı yer isimleri de buranın geçirdiği dönemler hakkında bize fikir vermektedir. Taraklı yakınlarında ki Alballar Köyü islamiyetin bu bölgede yaşadığına kanıt niteliğindedir. "Al", Türk dilinde kutsal olmakla beraber çocuk çalan bir şeytandır, sihirbazdır. Albal bu allı bala sahip olan köy demektir. Buraya bu ismi Justinyen zamanında Hun hükümdarı Teoman Han tarafından gönderilen sanatkar Türklerdir. Bu isnadımızı güçlü kılan en büyük örnek köyün yakınlarında yer alan Toman (Teoman) köyünün bulunmasıdır. Aslar zamanına ait yerleşmelerin olduğunu Pamukova'nın eski isminin Asar ovası olmasından çıkarmaktayız. "-ar" çoğul eki olduğundan Asar ovası Aslar ovası olarak karşımıza çıkmaktadır. Alibler, eski tarihçilerin Geldani Türklerine izafe ettikleri Haliblerdir. Setce ise sit yavruları küçük sitcelerdir. Ahilerin bölgede ki nüfuzlarını ise Ahi baba köyünün varlığından anlamaktayız. Elçi Yasinci zade seyyid Abdülvahhab efendinin 1811 tarihli İran Seyahatinde mahiyetinde bulunan Osman efendi tercümanlık yapmış ve musavver İran Sefaretnamesini de kaleme almıştır. 19 ekim 1810�da İstanbul'dan İran'a gitmek üzere yola çıkan alay Geyve'ye de uğramıştır. Bu sefaretnamede Geyve ile ilgili renkli resimler de bulunmaktadır. Alay Üsküdar-Kartal-Gebze-Hereke-İzmit- Sapanca yoluyla Geyve'ye vasıl olmuştur. Takvim-i Vekayi'nin 6. sayısında mukataat hazinesince yönetilen yerlere yapılan voyvoda tayinlerine değinilmiştir. 1831 Mart'ında Geyve'ye Behram Ağa voyvoda nasb ve tayin edilmiştir. Geyve 1839 yılına kadar İzmit vilayetine bağlı bucak olarak görülmektedir. 1839'da ise aynı vilayete bağlı bir ilçe merkezidir. 1864 Devlet Salnamesine göre Geyve Eyalet-i Hüdavendigar'a bağlı bir kazadır. 1867'de Kocaeli idari teşkilatta, Kocaeli adı altında müstakil mutasarrıflık olmuş, Geyve de bu mutasarrıflığa bağlanmıştır. Fransız seyyah Vital Cuinet, 1893-1894'de gezdiği bölgeyle ilgili verdiği bilgilerde, "Adapazarı 1925 km2 ve 35144 nüfusludur. 128 mektebe sahip olup, 7 ipek sanayi hanesi, 12 kereste imalathanesi" bulunmaktadır.

      Forum Saati Ptsi Kas. 20, 2017 3:30 pm